Roma Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Roma Hukuku etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mart 2019 Pazar

Tutela-Cura


1.       Tutela (Vesayet)
Vesayet; küçükleri ve kısıtlıları korumak, hukuken onları temsil etmek, malvarlıklarını onların yerine idare etmekle görevli bir kurumdur. Bu görevi üstlenen kişilere de vasi denir. Günümüzde vesayet TMK maddelerinde düzenlenmiştir.
Roma hukukunda ise patria potestas altında bulunmayan ve henüz ergenlik çağına erişmemiş Roma vatandaşları ile sui iuris kadınlara vasi atanırdı.

a.       Küçükler Üzerinde Vesayet
Küçükler üzerinde vesayete ihtiyaç duyulmasının nedeni küçüğün şahsının ve malvarlığının korunması içindir. İlk zamanlarda vasinin küçük üzerindeki hakları patria potestas gibi olsa da daha sonraları vesayetin amacının küçüğün himayesi olduğu fikri yerleşmiştir.
Pater Familias vasiyetinde vasi olmasını istediği kişiyi belirtebilirdi. Böyle bir düzenleme yapılmamışsa küçüğün vasisi en yakın kanuni mirasçısı olurdu. O da yoksa praetor vasi atardı.

b.      Kadınlar Üzerinde Vesayet
Vesayet kadının fiil ehliyetini kısıtlasa da kadının malvarlığının aile adına korunması gerektiği düşüncesiyle yaşına bakılmaksızın kadına vasi atanırdı. Buradaki vasiler de küçükler üzerindekiler gibi atanırdı (Bir süre sonra kadınların vasilerini kendileri seçebilecekleri kabul edilmiştir).
Kadın malvarlığını kendisi idare etse de bazı durumlarda vasiye ihtiyaç duyulurdu. Bir süre sonra ise kadınlar üzerinde vesayet makamı kalkmıştır.

2.      Cura (Kayyımlık)
TMK madde 403’e göre belli işleri görmek ve malvarlığını yönetmek maksadıyla atanan kişilere kayyım denir. Kişinin korunması için fiil ehliyetinin kısıtlanması gereken durumlarda kayyım atanır.
Roma’da ise akıl hastaları ve müsrifler üzerinde kayyımlık düzenlemiştir.

a)    Akıl Hastaları Üzerinde Kayyımlık
Akıl hastası ve sui iuris kişilerin şahısları ve malvarlıkları ile ilgilenilmesi için kayyım ataması yapılırdı. Kayyım kişinin malvarlığı ile ilgili bütün muameleleri yapardı. Kayyım tayin edilmiş akıl hastası kişi sağlığına kavuşursa kayyımın iktidarı sona ererdi.

b)      Müsrifler Üzerinde Kayyımlık
Müsrifin aile malvarlığına zarar vermesini engellemek için talep üzerine praetor kişi hakkında kısıtlama kararı verebilirdi ve kişiye kayyım tayin edilirdi. Bu kayyımın kişinin şahsı üzerinde hiçbir hakkı yoktur. Kayyım sadece malvarlığını yönetir. Bunun dışında müsrif borç altına girmediği ya da hak devrini gerektirmeyen hak kazandırıcı işlemleri kendisi yapabilirdi. Ayrıca kişinin müsrifliği bırakması durumunda üzerindeki kayyımlık sona ererdi.

10 Ocak 2019 Perşembe

Roma Hukukunda Fiil Ehliyeti


     Kişinin sahip olduğu hakları kullanması ehliyetine fiil ehliyeti denir. Eğer kişi başkasının etkisi olmaksızın geçerli bir hukuki işlem gerçekleştirebiliyorsa fiil ehliyetine sahip demektir. Bu da TMK madde 9’da düzenlenmiştir.
Hukuki fiilin içinde hukuki işlem ve haksız fiil gibi kavramlar olduğuna göre fiil ehliyetinde de hukuki işlem ehliyeti ve haksız fiil ehliyeti olmak üzere iki farklı tür vardır.

Hukuki İşlem Ehliyeti: Kişinin tasarruf yetkisine dayanarak geçerli tasarrufi bir işlem yapması hukuki işlem ehliyetine sahip olduğunu gösterir. Bu işlem borçlandırıcı şekilde de olabilir.

Haksız Fiil Ehliyeti: Bir fiilin haksız sayılabilmesi için 4 şart vardır. Fiil hukuka aykırı olmalıdır. Ortada bir zarar olmalıdır. Zarar kişinin kusurundan dolayı ortaya çıkmış olmalıdır. (Kişinin hatalı veya ihmalkâr davranması kusur sebebidir) Son olarak bunlar arasında bir nedensellik bağı olmalıdır. İşte kişinin bu haksız fiillerinden dolayı sorumlu tutulabilmesi ehliyetine haksız fiil ehliyeti denir.

Fiil ehliyetine etki eden bazı faktörler vardır. Bunlardan en önemlisi yaştır. Çünkü fiil ehliyeti yaş ilerledikçe aşamalı olarak kazanılır. Mesela Türkiye’de ayırt etme gücüne sahip, kısıtlı olmayan ve 18 yaşını doldurmuş her kişinin fiil ehliyeti vardır. (TMK madde 10-11)
Romalılar da yaş ayrımına gitmişlerdir. Kızlar 12 erkekler ise 14 yaşında ergin sayılırdı. Bir çocuk bu yaşa geldiğinde tam anlamıyla fiil ehliyetini kazanırdı ancak halk meclisi bunların kolaylıkla aldatılabileceğini öne sürerek bunları koruma altına almıştır. Yüklendiği edimi yerine getirmekten kaçınması veya muamele hiç yapılmamış gibi sayılması mümkün kılınmıştır. Ta ki 25 yaşına kadar…
Bunun dışında ayırt etme gücü, cinsiyet, akıl hastalığı ve müsriflik de fiil ehliyetini etkilerdi. Bu sebepler yüzünden fiil ehliyetinde meydana gelebilecek bir eksiklik vasi veya kayyım ile tamamlanırdı.  

Roma Hukukunda Hak Ehliyeti


     Hak ehliyeti haklara ve borçlara ehil olma durumudur. Bu kaide TMK madde 8’de düzenlenmiştir. Buna göre herkes hak ehliyetine sahiptir. Ancak Roma’da böyle değildir. Örneğin köleler günümüz tabiriyle kişi sayılmazlardı dolayısıyla hak ehliyetleri de yoktu.
Roma’da hukuk hayatında yer alan kişilere persona denirdi. Ancak bu da ehliyetli olmaya yetmiyordu. Bazı şartları taşıyor olmak gerekirdi. Bu şartlara status denirdi.

A. Status Libertatis
Roma’da insanlar hürler ve köleler olmak üzere iki gruba ayrılırdı. Hürlere liberti, kölelere servi denirdi. Hürler de kendi arasında ingenui (hür olarak doğanlar) ve libertini (sonradan azat edilenler) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Hak ehliyeti tamamıyla hür olanlara tanınmıştı. Azatlıların ise bazı haklarının kısıtlandığı görülmektedir. Mesela seçilme hakları yoktur, seçme hakları kısmen vardır. Eski sahibi zora düşerse ona yardım etmek zorundadır. Ayrıca azatlı kişi öldüğünde eski sahibi yasal olarak mirasçısıdır.

B. Status Civitatis
Hak ehliyetine sahip olmanın ikinci şartı Roma vatandaşlığıdır. Romalı anne ve babadan olan çocuklar Roma vatandaşı sayılırdı. Azatlılar da Roma vatandaşı olarak kabul edilirdi.
Vatandaşlık hürriyete sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki hürriyetini kaybeden vatandaşlığı da kaybeder. Çünkü hürriyetin kaybı en büyük kayıptır.

C. Status Familiae
     Hak ehliyetine sahip olabilmek için Özel hukuk yönünden de bazı şartlar aranırdı. Buradaki en önemli durum Status Familiae’dir. Status Familiae bakımından insanlar ikiye ayrılır:
·         Persona Sui Iuris: Kendi hukukuna sahip yani hiç kimsenin hakimiyetinde olmayan kişilerdir. Burada özellikle Pater Familias (aile reisi)kavramı ön plandadır. Pater Familias’ın hak ehliyeti vardır; mal varlığı edinebilir, borç altına girebilir.
·         Persona Alieni Iuris: Ailedeki anne, çocuklar, torunlar ve köleler Pater Familias’ın hakimiyeti altındaki kimselerdir. Bunlar aile reisinin hukukuna tabidirler. Kendi hakları veya mal varlıkları yoktur.   

Roma’da bu üç şartı taşıyan yani; hür, Roma vatandaşı ve sui iuris kişiler hak ehliyetine sahiptir. Ancak hak ehliyetini kısıtlayan bazı durumlar vardır. Örneğin I. Konstantin'in Hristiyanlığı devletin resmi dini olarak ilan etmesinin ardından Yahudilere müsamaha gösterilmemiştir. Yahudiler devlet memurluğuna alınmaz, Hristiyan bir kimseyle evlenemezlerdi. Ayrıca bunların şahitliği dinlenmezdi. Hak ehliyetini kısıtlayan bir başka faktör ise infamia'dır. Infamia şerefsizlik anlamına gelir. Askerlikten kaçan, aynı anda iki kişiyle evlenen kimseleri Censor nüfus kayıtlarına infamis (şerefsiz) olarak kaydeder. Bunun sonucunda da infamis durumuna düşen kişi ne devlet görevine gelebilir ne dava açabilir ne de şahitlik yapabilir.  


1 Ocak 2019 Salı

Roma Cumhuriyet Döneminde Magistralıklar


      Cumhuriyet döneminde Krallık devrindeki Rex’in yetkilerini kullanmak üzere magistralık makamları kurulmuştur. Hatta bazı magistralar devlet iktidarını fiilen elinde bulundurma yetkisine sahiptirler. Bunlar düzeni sağlamak, kanun teklif etmek, meclisleri toplantıya çağırmak, orduyu komuta etmek ve cezalandırma yetkilerine haizdirler. Bu yetkiye Imperium denir. Görüldüğü üzere yasama, yürütme, yargı faaliyetlerini bu yetkiye sahip makamlar kullanmaktadır. Ancak bu yetki sınırlı sayıda magistraya verilmiştir.
Imperium yetkisine sahip olanlar:

A.  Consul
Cumhuriyet devrindeki monarşik unsur consul ile görülür. Her yıl Comitia görev süreleri bir yıl ile sınırlı olmak koşuluyla iki consul seçer. Bunlar devlet işlerini yürütürler. Ne Comitia’ya ne de Senatus’a karşı sorumlu değildirler. Ancak birinin aldığı kararı diğeri veto edebilir.
Zamanla bu magistraların yükünü azaltmak amacıyla yeni magistralıklar ihdas edilmiştir. Bu aynı zamanda monarşi unsurlarının zayıflamasına da yol açmıştır.

B.  Praetor
Consul’den sonraki en önemli magistradır. Bunların görevi hukuk düzeni ile ilgilenmekti. Bu sayede özel hukuk konusundaki uyuşmazlıklara praetor bakar oldu. Zaten Roma hukuku daha çok özel hukuk üzerine olduğu için bunların yargı erkini tek başlarına kullandıkları söylenebilir. Bunlar diyoruz çünkü şehir ve yabancılar için iki ayrı praetor vardı. Şehir praetoruna Praetor Urbanus, yabancılar praetoruna Praetor Peregrinus denirdi.
Praetorlar hâkimlerden üstündür ancak bir temyiz mercii değildir. Çünkü hâkimlerin kararı kesindir, değişmez. Bu uzunca bir süre böyle devam etmiştir.

C.  Dictator
Bu, olağanüstü dönem magistrasıdır. İçeride bir karışıklık ya da dışarıdan bir tehdit olduğunda bir consul diğerini dictator tayin eder. O da başta askeri olmak üzere adli ve idari yetkileri kullanır. Verdiği kararlar consul tarafından veto edilemez.

Imperium yetkisine sahip olmayanlar:

A)  Censor
Bunlar Roma’nın zabıtası gibidir. Halkı mali ve ahlaki açıdan denetlerler. Bunlar da iki kişidirler. Ayrıca nüfus sayımı yaparlar. Bu sayımlar esnasında kişilere vurdukları kötü damga o kişilerin itibar kaybetmesine neden olur. Bundan sonra o kişiler infamis (şerefsiz) olarak anılırlar.

B)  Quaestor
Bunlar Censor’un yardımcısı gibi çalışırlar. Hazineyi idare ederek devletin maliyesini kontrol ederler. Vergi ve para cezalarını toplarlar.

C)  Aedilis Curulis
Bunlar sokakta hukuk düzeninin sağlanması ile görevlidir. Alım-satım işlerini gözler ve Roma için iaşe temin ederler. Sportif faaliyetlerin düzenlenmesinde de bunlar görev alır.

31 Aralık 2018 Pazartesi

Roma Devletinin Siyasi Devirleri


Roma’da siyasi tarihin başlangıcı Roma şehrinin kuruluşu olan M.Ö. 753 kabul edilir. Efsaneye göre Truva savaşında şehir düştükten sonra halka Aeneas isimli bir kahraman önderlik etmiştir. Onunla ilgili çok sayıda eser vardır. En meşhuru Vergilius’un Aeneis destanıdır.

Aeneas'ın Truva'dan çıkışını gösteren bir tablo. Sırtında babası ve yanında çocuğuyla beraber... Burada aslında bir mesaj verilmektedir. Bu üç kişi üç kuşağı temsil eder. Dün vardık, bugün varız, yarın da olacağız  anlamında...

Roma’nın Aeneas’ın soyundan geldiğine inanılan Romulus tarafından kurulduğu kabul edilir. Romulus’un bir de Remus isimli ikiz kardeşi vardır. Bu iki kardeşi doğduklarında dişi bir kurdun emzirdiği ifade edilir. Bunu tasvir eden heykellere Avrupa’nın çoğu yerinde rastlamak mümkün. Ayrıca Roma kulübünün armasında da bu tasvir yer almaktadır.

Roma Capitolini müzesinde bulunan bir heykel yandaki ise
A.S. Roma'nın arması. Orada da aynı tasvir yer alıyor.
 




Romulus’un bir şehir devleti olarak kurduğu Roma zamanla büyüyerek bir imparatorluk haline gelmiştir. Bu devlette zaman içinde farklı rejimler hüküm sürmüştür. Bu rejimler göz önüne alınarak Roma siyasi tarihi 4 devreye ayrılmıştır:

a)      Regnum (Krallık Devri)
b)      Res Publica (Cumhuriyet Devri)
c)       Principatus (İlk İmparatorluk Devri)
d)      Dominatus (Son İmparatorluk Devri)

İlk üç devirde özellikle Cumhuriyet döneminde siyasi makamların tertipli ve uyum içinde çalıştıkları görülmüştür. Zaten bu üç devir birbirine benzemektedir. Son dönem ise mutlakiyetçi anlayışa dayanır.

1.       Krallık Devri (M.Ö. 753-M.Ö. 510)
İlk devirlerde Roma rex adı verilen krallar tarafından yönetilmekteydi. Dini, siyasi, askeri güçleri elinde bulunduran kral ömür boyu hüküm sürerdi. Kralın yanında meşveret meclisi niteliğinde senatus bulunurdu. Bunun üyeleri gens adlı kabilelerden ve pater familiasların (aile reisi) arasından seçilirdi. Ayrıca bunlar ömür boyu görevde kalırlardı. Bunların yanı sıra bir de comitia isimli bir meclis vardır. Bu meclise tüm Roma halkı katılır. Bu sayede Roma halkı siyasi hayata katılmış oluyordu.

2.       Cumhuriyet Devri (M.Ö. 510-M.Ö.27)
M.Ö. 6. yüzyılın başlarında patricius ismi verilen soylu sınıf kralın mutlak idaresine son vermiştir. Kralın yerine bu sınıf siyasi hayata hâkim olmuştur. Bu yönden bakıldığında önceki rejimden farklı olmadığı söylenebilir. Ancak bu devirde demokratik unsurlar daha etkili hale gelmiştir.
Krallık devrinde tek bir magistra görülürken burada magistraların sayısı artmıştır. Senatus ve comitia meclisleri ise bu döneme intikal etmiştir.

3.       İlk İmparatorluk Devri (M.Ö.27- M.S. 284)
Bir süre daha kendi halinde devam eden Roma devleti komşuları ile yaptığı savaşları kazanıp güçlenmeye başlamıştır. Özellikle Kartaca ile yapılan Pön savaşları Roma için bir dönüm noktası olmuştur. Hızla büyüyen devlet imparatorluk haline gelmiştir. Ama bu gelişmeler iç karışıklıkları da beraberinde getirmiştir. Bu kargaşaya bir son vermek isteyen Caesar diktatör bir yönetim kursa da bir grup Romalı tarafından öldürülmüştür. Bu grubun içinde evlatlığı Brutus da vardır.
Karışıklıklar Caesar’ın yeğeni Octavianus’un Actium savaşını kazanmasıyla son buldu. Senatus da kendisine Augustus ünvanının verdi. Böylelikle İlk İmpratorluk devri de başlamış oldu.  
Bu devirde Cumhuriyet devri gelenekleri devam etmiştir ama Augustus devleti tek başına yönetmiştir.  Bu dönemde imparatora princep denir, halkın öncüsü anlamındadır. Yine de bu devrin özellikle ilk iki yüzyılı Roma’nın en parlak dönemidir. Bu iki asırlık döneme Pax Romana (Roma Barışı) denir.

4.       Son İmparatorluk Devri (M.S. 284- M.S. 565)
Bu devir Diocletianus ile başlar. Ayrıca bu devir mutlak monarşiye dayalıdır ki imparator dominus (efendi) olarak anılır. Tüm erkler ve yetkiler imparatorda toplanmıştır. Consistorium adlı bir kurul imparatora danışmanlık yapar. Senatus ise cismen vardı ancak tek işi imparatorun çıkardığı kanunları kabul etmekti. Halkın yönetime katılması ise söz konusu değildi çünkü halk imparatora itaat etmek zorundaydı.
395 yılında ülkenin Doğu ve Batı olarak ayrılmasından sonra Batı Roma pek fazla yaşamadı. 476 yılında Cermenler Batı Roma imparatorluğunu yıktı. Başkenti Constantinopolis Avrupa’nın en ihtişamlı şehirlerinden biri olmasına rağmen Doğu Roma imparatorluğu giderek yıpranıyordu. Nihayet 1453’de Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek imparatorluğa son verdi.  

19 Aralık 2018 Çarşamba

Actiones in Personam


     Actiones in personam tabiri genel bir ifadedir çünkü borçluya karşı açılacak şahsi davalara genel olarak verilen isimdir. Aslında Borçlar hukukunun alanına giren bütün davalar bu Roma’da bu isimle anılır.

Roma’da her alacak hakkı için ayrı davalar vardır. Kiracıdan kira ücretini talep etmek amacıyla açılan actio locati, satıcının satış bedelini talep etmek için açtığı actio venditi davaları bunlara örnektir.
Aşağıdaki tablo sayesinde actio in rem ve actio in personam arasındaki farklar daha iyi şekilde görülebilir.

İntifa Hakkı
Oturma Hakkı
Kullanım Ödüncü
Kira Sözleşmesi
Eşya Hukuku
Eşya Hukuku
Borçlar Hukuku
Borçlar Hukuku
Şahsi İrtifak
Şahsi İrtifak
Alacak Hakkı
Alacak Hakkı
In Iure Cessio
In Iure Cessio
Consensus
Consensus
Actio in Rem
Actio in Rem
Actio in Personam
Actio in Personam

Dominium

     Roma hukukunda Mülkiyet hakkının Dominium olarak adlandırıldığını söylemiştik. Dominium hakkına sahip olan kişiye yani malike de Dominus denir. Dominium’un mal üzerinde sahibine usus (kullanma) fructus (yararlanma) ve abusus (tasarruf) yetkisi verdiğini  de belirtmiştik.  Burada ise Roma’da mülkiyetin nasıl kazanıldığını anlatmaya çalışacağız.
Öncelikle Roma’daki mal ayrımından bahsetmekte fayda var. Roma’da mallar ikiye ayrılır. Birincisi ekonomik olarak değerli sayılan tarlalar, bahçeler, arsalar, köleler ve yük hayvanlarıdır. Bunlara res mancipi mallar denir. Bunun dışında kalanlar ise res nec mancipi olarak isimlendirilir.
Res mancipi malların mülkiyeti mancipatio  ya da in iure cessio ile devredilir. Mancipatio devir işleminin aleniyetini sağlayan şekli bir işlemdir. Beş kişinin huzurunda bu işlem gerçekleştirilir.  Örneğin ortada bir satış işlemi varsa satış işleminin geçerli olup olmadığına bakılmaksızın kişi mülkiyeti devreder. Yani mancipatio söz konusu işlemden bağımsızdır.
In iure cessio da mancipatio gibidir. In ıure cessio’nun farkı dava şeklinde ortaya çıkan hukuki bir işleme dayanmasıdır. Devralan kişi res mancipi eşyaya dokunup belli başlı cümleler sarf eder. Devreden kişi bunlara itiraz etmezse devir işlemi gerçekleşir. Mancipatio ve in iure cessio işlemleri sadece Roma vatandaşlarına uygulanır.
Res nec mancipi malların devri ise traditio ile olur. Traditio teslim anlamına gelir. Şekli bir işlem değildir ancak illi yani sebebe bağlıdır. Sebep bu işlem için vazgeçilmez bir unsurdur. Sebep yoksa veya geçerliliğini yitirmişse işlem de sonuç doğurmayacaktır. Ayrıca traditio yabancılarla yapılan hukuki işlemlerde mülkiyet devir biçimidir.

16 Aralık 2018 Pazar

Actiones in Rem


     Romalılar haklardan ziyade davaları kategorize etmişlerdir. Davaları Actiones in Rem (ayni davalar) ve Actiones in Personam  (şahsi davalar) olarak ikiye ayırmışlardır. Zamanla bu ayrım mutlak-nısbi hak ayrımına dönüşmüştür.
Ayni davalar da kendi içinde Dominium (mülkiyet hakkı) ve Iura in Aliena (sınırlı ayni haklar) olmak üzere ikiye ayrılır. Dominium mal üzerinde sahibine usus (kullanma) fructus (yararlanma) ve abusus (tüketme) yetkisi verir. Bu yüzden mülkiyet hakkı sahibine en geniş yetkileri veren haktır.
Iura in Aliena ise Roma’da başkasına ait mallar üzerindeki haklar olarak anılır. Kendi içinde bazı gruplara ayrılır. Bunlar: Servitutes (İrtifaklar) ve Hypotheca’dır (Rehin hakkı). Roma’da günümüzden farklı olarak Taşınmaz Yükü bulunmamaktadır.































     Arzi irtifaklarda iki taşınmaz vardır. Geçit irtifakı buna örnektir.  Şahsi irtifaklardaki Ususfructus İntifa, Habitatio ise Sükna olarak bildiğimiz haklardır. Ancak Roma’da intifa hakkı zamanaşımıyla kazanılabilir. Bu süre taşınırlarda üç yıldır. Ayrıca intifa hakkının devredilmesi de mümkündür. Bunların yanı sıra intifa hakkı sahibi malın özüne zarar vermemelidir, beklenmedik olaylardan da sorumlu olan odur. 

13 Ekim 2018 Cumartesi

Neden Roma Hukuku?

     Şu anda Türkiye'de hukuk fakültelerinde zorunlu olarak Roma Hukuku dersleri verilmektedir. Sadece Türkiye'de değil, yurt dışında da bu böyledir. Örneğin Londra'nın üç hukuk fakültesi; Oxford, Cambridge, University College of London... Yine Washington'daki Supreme Court'un kapılarına Romalı hukukçular ve Corpus Iuris Civilis'in tevdi töreni resmedilmiştir.
Buna karşın Latince kelimelerin çoğunluğundan olsa gerek öğrenciler Roma Hukuku derslerini sıkıcı, bir o kadar da gereksiz bulurlar. "Bilmem kaç yıl önce yıkılıp gitmiş bir devletin hukukunu öğrensek ne olur öğrenmesek ne olur?" diye düşünebilirler.
Peki Roma hukuku gerçekten önemli midir?
    Hukuk ilmi üç unsurdan meydana gelir. Bunlar: pozitif hukuk, hukuk felsefesi ve hukuk tarihidir. Bu üçünden biri dahi olmasa hukuk ilmi yapılamaz veya eksik yapılır.
Roma Hukuku ise bu üçlünün tarih kısmıyla daha çok ilgilidir. Çünkü Roma Hukuku her şeyden önce hukuki düşünce tarzının temelini oluşturur. İşte bu yüzden Roma Hukuku Avrupa hukukunun atası sayılır. 
     Herkesin bildiği üzere; Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu İsviçre'den, Ceza Kanunu İtalya'dan, İdare Kanunu Fransa'dan, Ticaret ile Ceza mahkemeleri Kanunu da Almanya'dan iktibas edilmiştir. Kara Avrupa'sı olarak adlandırılan bu devletlerin kanunları yüzyıllarca sürmüş bir gelişimin ürünleridir ve Roma hukukuna dayanır.
     Roma hukuku öğretiminin başlıca amacı ise hukukumuza kaynaklık eden hukuk kurumlarının tarihi gelişimini açıklamaktır. Bunun yanı sıra Roma Hukuk kurumlarının nasıl ortaya çıktığı, geliştiği, toplumun yeni ihtiyaçlarına göre nasıl yeniden şekillendiği, modern hukuk kurallarına nasıl kaynaklık ettiğini göstermek amaçlanmaktadır. Hukuk kuramlarının asıl yerini, kavramların nereden geldiklerini ve hangi sisteme bağlı olduklarını bilebilmek adına bu son derece elzemdir.
Son olarak Roma Hukuku yabancı hukukları anlamak ve hukukları birbirinden ayırt eden özellikleri tespit etmek açısından da kilit bir roldedir.
     

10 Ekim 2018 Çarşamba

Ius Civile Nedir?

  • Ius Civile nedir?

Roma hukuku hem içeriğiyle hem de biçimiyle neredeyse bütün kara Avrupasının hukuk sistemine yansımıştır. Önceden,sözlü kurallar olarak nitelendirilen gelenek-göreneklere bağlıdır. İlk yazılı yasa ise M.Ö. 451'de çıkarılan ve 12 Levha Kanunları olarak bilinen Leges Duodecim Tabularum'dur. Bu metinlerde bugün hala kullanılmakta olan bütün alanlar vardır denilebilir. Bunlardan bir tanesi de Ius Civile.


12 Levha Kanunları
Latince Ius kullanıldığı yere göre hak veyahut haklar manasına gelen hukuk anlamındadır. Civile ise Civitas kelimesinden gelir. Civitas şehir demektir. Civile de şehirde yaşayan insanları ifade eder. Yani Ius Civile şehirdekilerin hukuku denilebilir. 
Bununla alakalı bir başka örnek herkesin bildiği Medeni hukuktur. Arapça'da Medine(مدينة) kelimesi şehir anlamına gelir. Medeni (مدني) ise şehirde yaşayan insanlar için kullanılır. Medeni hukuk da şehirde yaşayanların hakları olarak tanımlanabilir.
Yani,
Ius Civile=Medeni Hukuk
  • Corpus Iuris Civilis nedir?
Ius Civile, Medeni hukuk ile eş anlamlıdır demiştik. Corpus ise Latince'de vücut anlamına gelir. Corpus Iuris Civilis ise Medeni hukukun bütünü gibi düşünülebilir.


     Doğu Roma imparatoru I. Justinianus devletini iki yönden güçlendirmeyi hedeflemiştir:Siyasi ve hukuki.
İmparatorluğunu hukuki açıdan güçlendirmek ve sonraki nesillerinde bundan faydalanmasını sağlamak için M.Ö. 6. yüzyılda İstanbul'da bir emir vermiş ve bu emirle klasik dönem hukukçularının eserleri derlenmiştir. Bu esere Corpus Iuris Civilis adı verilmiştir. Medeni hukuk külliyatı olarak tanımlanabilir. 


Anayasa Hukuku, Medeni Hukuk, Roma Hukuku, Hukuk Öğrencileri, Hukuk Dersleri, Hukuki Bilgiler

Anayasa Hukuku, Medeni Hukuk, Roma Hukuku, Hukuk Öğrencileri, Hukuk Dersleri, Hukuki Bilgiler