19 Ocak 2019 Cumartesi

Ölüm Karineleri


                Ölüm ile birlikte kişilik sona erdiğine göre bu durumda kişi artık ne hak kazanabilir ne de borç altına girebilir. Yani kişiye bağlı hakları son bulur. Bazı hakları ise mirasçılara geçer.
Mirasçılar bir hak iktisap etmek ya da kullanmak için TMK madde 29’a göre ölüm iddialarını ispat etmek zorundadırlar. Bunun için öncelikle kişisel durum siciline bakılır. Ancak bazen siciller istenilen konu hakkında bilgi vermiyor olabilir. Bu durumda ise karinelere başvurulur. Karineler iki türlüdür ve bunların aksinin ispatı her zaman mümkündür.

Ölüm Karinesi
            Kişi ölümüne kesin gözüyle bakılan durumlarda kaybolmuşsa cesedi bulunamasa dahi ölmüş sayılır (TMK madde 31). Bu duruma ölüm karinesi denir. Örneğin bir patlama sonrası kişilerin cesetlerine ulaşılamasa bile o kişilere ölmüş gözüyle bakılır.
Bu duruma maruz kalmış kişi hakkında mahkeme kararı olmaksızın en büyük mülki idare amiri kütüğe ölü kaydı düşer. Olayın vuku bulduğu andan itibaren artık kişi ölmüş sayılır; kişiye bağlı hakları sona erer, evliliği kendiliğinden biter, mirası da mirasçılar paylaşırlar. Hakkında ölü kaydı düşülen kimse daha sonra ortaya çıkarsa ve eşi tekrar evlenmişse o zaman ikinci evlilik kesin hükümsüzdür. Ayrıca kişi sebepsiz zenginleşmeye dayanarak mirasçılara geçen mal varlığını geri alır.

Birlikte Ölüm Karinesi  
            Birlikte ölüm karinesi özellikle Miras hukuku açısından önem arz eder. Çünkü aynı anda ölmüş kişiler birbirlerine mirasçı olamazlar. İşte birlikte ölüm karinesi, hangisinin önce veya sonra öldüğü tespit edilemeyen kişilerin aynı anda ölmüş sayılmalarıdır. TMK madde 29 böyle yapılmasını emretmiştir.

TMK madde 29- Birden fazla kişiden hangisinin önce veya sonra öldüğü ispat edilemezse, hepsi aynı anda ölmüş sayılır.

Kişi ve Kişilik


Kişi genel manada insanı ifade etmektedir. Hukukta ise hak sahibi olabilecek veya borç altına girebilecek herkes kişidir. Kişiler Medeni Kanunun birinci kitabını teşkil eder. 8 ile 117 arasındaki maddeler Kişiler hukukuna dair hükümler ihtiva etmektedir.
Kişiler ikiye ayrılarak incelenirler. Birincisi insanları ifade eden Gerçek kişilerdir. Günümüz hukuklarında her insan kişi olarak kabul edilir. Türk hukukunda da TMK madde 8 bunu açıkça belirtmiştir.

TMK madde 8- Her insanın hak ehliyeti vardır.
Buna göre bütün insanlar, hukuk düzeninin sınırları içinde, haklara ve borçlara  ehil olmada eşittirler.

İnsan dışında kalan bazı varlıklar da kişi olarak kabul edilmiştir. Tüzel kişi olarak adlandırılan bu varlıklar belli başlı niteliklere sahip, belirli bir amaca yönelmiş insan ya da mal topluluklarıdır. Dernekler, vakıflar, sendikalar ve siyasi partiler tüzel kişilere örnek gösterilebilir.

TMK madde 47- Başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar.  
 
Kişilik ise kişiye ayrılmaz bir şekilde bağlı, hukuken korunan maddi ve manevi değerler bütünüdür. Kişinin hayatı bu değerlerin başındadır. Ayrıca adı veya haysiyeti de bu değerlerdendir.  
Gerçek kişilerde kişilik çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu andan itibaren başlar ve ölümle sona erer. Hâkimin vereceği gaiplik kararı ile de kişilik son bulabilir.

TMK madde 28- Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer.

Tüzel kişilerde ise kişilik hak ehliyetinin kazanılmasıyla başlar. Bu ehliyet sona erinceye kadar tüzel kişilerin kişiliği vardır.

10 Ocak 2019 Perşembe

Roma Hukukunda Fiil Ehliyeti


     Kişinin sahip olduğu hakları kullanması ehliyetine fiil ehliyeti denir. Eğer kişi başkasının etkisi olmaksızın geçerli bir hukuki işlem gerçekleştirebiliyorsa fiil ehliyetine sahip demektir. Bu da TMK madde 9’da düzenlenmiştir.
Hukuki fiilin içinde hukuki işlem ve haksız fiil gibi kavramlar olduğuna göre fiil ehliyetinde de hukuki işlem ehliyeti ve haksız fiil ehliyeti olmak üzere iki farklı tür vardır.

Hukuki İşlem Ehliyeti: Kişinin tasarruf yetkisine dayanarak geçerli tasarrufi bir işlem yapması hukuki işlem ehliyetine sahip olduğunu gösterir. Bu işlem borçlandırıcı şekilde de olabilir.

Haksız Fiil Ehliyeti: Bir fiilin haksız sayılabilmesi için 4 şart vardır. Fiil hukuka aykırı olmalıdır. Ortada bir zarar olmalıdır. Zarar kişinin kusurundan dolayı ortaya çıkmış olmalıdır. (Kişinin hatalı veya ihmalkâr davranması kusur sebebidir) Son olarak bunlar arasında bir nedensellik bağı olmalıdır. İşte kişinin bu haksız fiillerinden dolayı sorumlu tutulabilmesi ehliyetine haksız fiil ehliyeti denir.

Fiil ehliyetine etki eden bazı faktörler vardır. Bunlardan en önemlisi yaştır. Çünkü fiil ehliyeti yaş ilerledikçe aşamalı olarak kazanılır. Mesela Türkiye’de ayırt etme gücüne sahip, kısıtlı olmayan ve 18 yaşını doldurmuş her kişinin fiil ehliyeti vardır. (TMK madde 10-11)
Romalılar da yaş ayrımına gitmişlerdir. Kızlar 12 erkekler ise 14 yaşında ergin sayılırdı. Bir çocuk bu yaşa geldiğinde tam anlamıyla fiil ehliyetini kazanırdı ancak halk meclisi bunların kolaylıkla aldatılabileceğini öne sürerek bunları koruma altına almıştır. Yüklendiği edimi yerine getirmekten kaçınması veya muamele hiç yapılmamış gibi sayılması mümkün kılınmıştır. Ta ki 25 yaşına kadar…
Bunun dışında ayırt etme gücü, cinsiyet, akıl hastalığı ve müsriflik de fiil ehliyetini etkilerdi. Bu sebepler yüzünden fiil ehliyetinde meydana gelebilecek bir eksiklik vasi veya kayyım ile tamamlanırdı.  

Roma Hukukunda Hak Ehliyeti


     Hak ehliyeti haklara ve borçlara ehil olma durumudur. Bu kaide TMK madde 8’de düzenlenmiştir. Buna göre herkes hak ehliyetine sahiptir. Ancak Roma’da böyle değildir. Örneğin köleler günümüz tabiriyle kişi sayılmazlardı dolayısıyla hak ehliyetleri de yoktu.
Roma’da hukuk hayatında yer alan kişilere persona denirdi. Ancak bu da ehliyetli olmaya yetmiyordu. Bazı şartları taşıyor olmak gerekirdi. Bu şartlara status denirdi.

A. Status Libertatis
Roma’da insanlar hürler ve köleler olmak üzere iki gruba ayrılırdı. Hürlere liberti, kölelere servi denirdi. Hürler de kendi arasında ingenui (hür olarak doğanlar) ve libertini (sonradan azat edilenler) olmak üzere ikiye ayrılırdı. Hak ehliyeti tamamıyla hür olanlara tanınmıştı. Azatlıların ise bazı haklarının kısıtlandığı görülmektedir. Mesela seçilme hakları yoktur, seçme hakları kısmen vardır. Eski sahibi zora düşerse ona yardım etmek zorundadır. Ayrıca azatlı kişi öldüğünde eski sahibi yasal olarak mirasçısıdır.

B. Status Civitatis
Hak ehliyetine sahip olmanın ikinci şartı Roma vatandaşlığıdır. Romalı anne ve babadan olan çocuklar Roma vatandaşı sayılırdı. Azatlılar da Roma vatandaşı olarak kabul edilirdi.
Vatandaşlık hürriyete sıkı sıkıya bağlıdır. Öyle ki hürriyetini kaybeden vatandaşlığı da kaybeder. Çünkü hürriyetin kaybı en büyük kayıptır.

C. Status Familiae
     Hak ehliyetine sahip olabilmek için Özel hukuk yönünden de bazı şartlar aranırdı. Buradaki en önemli durum Status Familiae’dir. Status Familiae bakımından insanlar ikiye ayrılır:
·         Persona Sui Iuris: Kendi hukukuna sahip yani hiç kimsenin hakimiyetinde olmayan kişilerdir. Burada özellikle Pater Familias (aile reisi)kavramı ön plandadır. Pater Familias’ın hak ehliyeti vardır; mal varlığı edinebilir, borç altına girebilir.
·         Persona Alieni Iuris: Ailedeki anne, çocuklar, torunlar ve köleler Pater Familias’ın hakimiyeti altındaki kimselerdir. Bunlar aile reisinin hukukuna tabidirler. Kendi hakları veya mal varlıkları yoktur.   

Roma’da bu üç şartı taşıyan yani; hür, Roma vatandaşı ve sui iuris kişiler hak ehliyetine sahiptir. Ancak hak ehliyetini kısıtlayan bazı durumlar vardır. Örneğin I. Konstantin'in Hristiyanlığı devletin resmi dini olarak ilan etmesinin ardından Yahudilere müsamaha gösterilmemiştir. Yahudiler devlet memurluğuna alınmaz, Hristiyan bir kimseyle evlenemezlerdi. Ayrıca bunların şahitliği dinlenmezdi. Hak ehliyetini kısıtlayan bir başka faktör ise infamia'dır. Infamia şerefsizlik anlamına gelir. Askerlikten kaçan, aynı anda iki kişiyle evlenen kimseleri Censor nüfus kayıtlarına infamis (şerefsiz) olarak kaydeder. Bunun sonucunda da infamis durumuna düşen kişi ne devlet görevine gelebilir ne dava açabilir ne de şahitlik yapabilir.  


5 Ocak 2019 Cumartesi

Türkiye'de Anayasal Yargı

Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin kuruluşu 1961 anayasasına dayanır. Bu anayasa kanunların denetimi hakkında kapsamlı hüküm barındırır. 1982 anayasası da anayasal yargı denetimine yer vermiştir ancak bazı değişiklikler yapmıştır. Örneğin 1961 anayasası istisnai hallerde genel mahkemelere de kanunların denetim yetkisini verirken 1982 anayasası bunu kaldırmış ve Anayasa Mahkemesi tek yetkili olmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
2010 ve 2017 anayasa değişiklikleri öncesi Anayasa mahkemesi 11 asıl 4 yedek üyeden oluşurken değişikliklerle yedek üyelik kaldırılmıştır. Ayrıca Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırıldığı için bunlardan üye seçimine son verilmiştir. Ancak Anayasa Değişikliği kanununun geçici maddesi gereğince bu mahkemelerden seçilmiş üyeler görev süreleri doluncaya kadar görevde kalacaktır.
Anayasanın 146. Maddesine göre 3 üyeyi TBMM, 12 üyeyi ise cumhurbaşkanı seçecektir.

Madde 146- Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Seçilen üyelerin görev süreleri ve üyeliklerinin sona ermesi 147. maddede düzenlemiştir. Buna göre üyelerin görev süreleri 12 yıldır ve bir kez seçilen bir daha seçilemez. 65 yaşına gelince emekli olurlar.

 Anayasa Mahkemesinin Görev ve Yetkileri
Madde 148- Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.

Madde 85- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.

Madde 158- Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir. Bu mahkemenin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.

Madde 69- Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.
Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.

Siyasi partilerin kapatılması ile ilgili şu da ilginç bir noktadır: TBMM Araştırma Merkezinin hazırlamış olduğu rapora göre Avrupa’da 1943’den bu yana Almanya’da 3 İspanya’da 1 parti kapatılmıştır. Türkiye’de ise 1961 anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi 24 parti kapatmıştır. (TBMM Araştırma Merkezi, 2006)


Kaynakça

TBMM Araştırma Merkezi. (2006). 45 Yılda 24 Parti Kapatıldı. Ankara.


4 Ocak 2019 Cuma

Anayasa Yargısı


     Anayasaya yargısı deyince yasama faaliyetlerinin anayasaya uygunluğunun yargı organları tarafından denetlenmesi akla gelir. Ancak bu iş için oluşturulmuş mahkemelerin başka görevleri de vardır. O yüzden anayasa yargısının anlamını bu şekilde daraltmak doğru olmaz.
Anayasa yargısı anayasaya uygunluğu tesis etmek amacıyla yapılan her türlü yargı işlemi olarak tanımlanabilir.
Yasama faaliyetlerini denetlemek için önce yazılı ve sert bir anayasa olmalıdır ki kanunlardan daha üstün bir hukuk normu olsun ve onları denetleyebilsin. Bu yüzden anayasa yargısı hukuk devletinin en son basamağıdır.
Bu yargılama sistemi ilk defa Amerika’da görülmüştür. Federal yüksek mahkeme 1803 tarihli Marbury-Madison davasının yargısal denetimini gerçekleştirerek bir ilke imza atmıştır. Ancak görüldüğü üzere burada bu işi anayasa mahkemesi gibi özel bir yargı organı değil yüksek mahkeme yapmıştır. Anayasa mahkemesinin ortaya çıkışı 1920 tarihinde Avusturyada görülür.  O yüzden anayasa yargısı modelleri Amerika ve Avusturya (Daha çok Avrupa modeli olarak anılır) olmak üzere ikiye ayrılır.
Anayasaya uygunluk denetimi zamanına, kapsamına ve şekline göre farklı isimlerle anılır.

Zamanına göre yargısal denetim
A.      A Priori Denetim
Önleyici denetim olarak da geçer. Kanunun resmi olarak yayınlanıp yürürlüğe girmesinden önce yapılan denetimdir. Kanun yasama organı tarafından kabul edilmiştir ancak resmi gazetede yayınlanmamıştır. Belli bir süre içinde yetkili kişiler anayasa denetimini başlatır. Kanun yayınlanmadan önce anayasaya uygunluğu tespit edilmiş olur ve ona göre iptal edilir. Ancak yürürlüğe girmiş bir kanun hakkında yargı işlemi yapılamaz.

B.      A Posteriori Denetim
Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılan denetimdir. Düzeltici denetim de denir. Böylelikle çıkarılan kanun sosyal hayatta ne tür değişiklikler yapacak ya da yapacak mı görülmüş olur. Ayrıca burada anayasaya aykırılığı sınırlı sayıdaki yetkili kişi değil herkes ileri sürebilir.

Kapsamına göre yargısal denetim:
A)     Şekil Bakımından Denetim
Anayasaya uygunluk denetimleri yapılırken önce şeklen denetim yapılır. Şeklen denetimde çıkarılan normların anayasada belirtilen usuller çerçevesinde çıkarılıp çıkarılmadığı incelenir. Ayrıca yetki unsuru da bu denetimin kapsamındadır. Yani normlar yetkili organlar tarafından mı çıkarılmış buna bakılır. Çünkü yetki unsurundaki herhangi bir eksiklik normu şekil bakımdan sakat kılar.

B)     Esas Bakımından Denetim
İşlem sakat değilse yani normda şekil bakımından bir eksiklik yoksa bu sefer içeriğine inilir. Normun içeriği anayasa ile çatışıyor mu buna bakılır. Çıkarılan bir norm konu, amaç, sebep bakımından anayasaya aykırı olabilir.

Şekillerine göre yargısal denetim:
A.      Soyut Norm Denetimi
Anayasa ile yetkilendirilmiş organların yasama organının yeni çıkarmış olduğu bir kanun hakkında anayasal denetim başlatmasıdır. Kanun henüz yürürlükte olmadığı için somut bir uygulama alanı bulamamıştır. Hükmün anayasaya aykırı olduğunu ileri sürenler bunu soyut olarak yaparlar. O yüzden soyut norm denetimi adını almıştır. Gerek 1961 gerekse 1982 anayasalarında bu denetim şekli iptal davası olarak geçer.

B.      Somut Norm Denetimi
İtiraz veya def’i yolu da denir. Davada uygulanacak hukuk normu hakkında davaya taraf olan herkesin her zaman başvurabileceği denetim yoludur. İtirazı taraflar değil bizzat mahkeme de yapabilir. Normun anayasaya aykırı olduğu kanısına varılırsa dava o aşamada durdurulur ve anayasa mahkemesine başvurulur. Bunun sonucunda verilen karar ise inter partes yani taraflar arasında etkiye haizdir.

Anayasa Yargısı Modelleri 

Hollanda’da ise anayasa yargısı yoktur. 2002 tarihli Hollanda Krallığı anayasası hakimlerin kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemeyeceğini açıkça belirtmiştir.

Hollanda anayasası madde 120- Kanunların ve uluslararası antlaşmaların anayasaya uygunluğu mahkemeler tarafından denetlenemez.

1 Ocak 2019 Salı

Roma Cumhuriyet Döneminde Magistralıklar


      Cumhuriyet döneminde Krallık devrindeki Rex’in yetkilerini kullanmak üzere magistralık makamları kurulmuştur. Hatta bazı magistralar devlet iktidarını fiilen elinde bulundurma yetkisine sahiptirler. Bunlar düzeni sağlamak, kanun teklif etmek, meclisleri toplantıya çağırmak, orduyu komuta etmek ve cezalandırma yetkilerine haizdirler. Bu yetkiye Imperium denir. Görüldüğü üzere yasama, yürütme, yargı faaliyetlerini bu yetkiye sahip makamlar kullanmaktadır. Ancak bu yetki sınırlı sayıda magistraya verilmiştir.
Imperium yetkisine sahip olanlar:

A.  Consul
Cumhuriyet devrindeki monarşik unsur consul ile görülür. Her yıl Comitia görev süreleri bir yıl ile sınırlı olmak koşuluyla iki consul seçer. Bunlar devlet işlerini yürütürler. Ne Comitia’ya ne de Senatus’a karşı sorumlu değildirler. Ancak birinin aldığı kararı diğeri veto edebilir.
Zamanla bu magistraların yükünü azaltmak amacıyla yeni magistralıklar ihdas edilmiştir. Bu aynı zamanda monarşi unsurlarının zayıflamasına da yol açmıştır.

B.  Praetor
Consul’den sonraki en önemli magistradır. Bunların görevi hukuk düzeni ile ilgilenmekti. Bu sayede özel hukuk konusundaki uyuşmazlıklara praetor bakar oldu. Zaten Roma hukuku daha çok özel hukuk üzerine olduğu için bunların yargı erkini tek başlarına kullandıkları söylenebilir. Bunlar diyoruz çünkü şehir ve yabancılar için iki ayrı praetor vardı. Şehir praetoruna Praetor Urbanus, yabancılar praetoruna Praetor Peregrinus denirdi.
Praetorlar hâkimlerden üstündür ancak bir temyiz mercii değildir. Çünkü hâkimlerin kararı kesindir, değişmez. Bu uzunca bir süre böyle devam etmiştir.

C.  Dictator
Bu, olağanüstü dönem magistrasıdır. İçeride bir karışıklık ya da dışarıdan bir tehdit olduğunda bir consul diğerini dictator tayin eder. O da başta askeri olmak üzere adli ve idari yetkileri kullanır. Verdiği kararlar consul tarafından veto edilemez.

Imperium yetkisine sahip olmayanlar:

A)  Censor
Bunlar Roma’nın zabıtası gibidir. Halkı mali ve ahlaki açıdan denetlerler. Bunlar da iki kişidirler. Ayrıca nüfus sayımı yaparlar. Bu sayımlar esnasında kişilere vurdukları kötü damga o kişilerin itibar kaybetmesine neden olur. Bundan sonra o kişiler infamis (şerefsiz) olarak anılırlar.

B)  Quaestor
Bunlar Censor’un yardımcısı gibi çalışırlar. Hazineyi idare ederek devletin maliyesini kontrol ederler. Vergi ve para cezalarını toplarlar.

C)  Aedilis Curulis
Bunlar sokakta hukuk düzeninin sağlanması ile görevlidir. Alım-satım işlerini gözler ve Roma için iaşe temin ederler. Sportif faaliyetlerin düzenlenmesinde de bunlar görev alır.