23 Kasım 2018 Cuma

Üniter Devlet Nedir?


Devletin üç tane kurucu unsuru vardır. Bunlar; toprak, egemenlik ve millettir. Bunlardan biri dahi eksik olursa orada devletten bahsedilemez. Devletin üç tane de erki vardır. Bunlar da yasama, yürütme ve yargıdır.
Üniter devlet ise kurucu unsurların ve erklerin teklik özelliği gösterdiği devlet şeklidir. Bu yüzden bu tip devletlere tek devlet ya da basit devlet tanımları da yapılmıştır.
Üniter devletin toprağı bölünmez bir bütündür. Yani ülkenin bir kısmına ülkeden ayrılma imkanı tanınmaz. Buna toprak bütünlüğü ilkesi denir. Devletin millet unusuru da ayrılamaz. Bu da milleti teşkil eden insanlar arasında hiçbir şekilde ayrım yapılamayacağını gösterir. Buna milletin bölünmezliği ilkesi denir.
Üniter devlette tek yasama organı vardır. Yani kanun yapma yetkisi tek bir organa aittir. Diğer idari yönetimlerin kanun yapmaya yetkileri yoktur. Yürütme erkinde de bütünlük vardır. Parlementer sistemlerde başbakan ve kabine, başkanlık modelinde başkan yürütmenin başıdır. Yine yargı organı da tektir. Yargı mekanizması farklı mahkemelerden oluşsa bile ülkenin her yerinde aynı tür mahkemeler vardır. Bunların üstünde tek bir temyiz mercii vardır. Bunların dışında ülkenin bir yerinde ayrı bir mahkeme kurulamaz.
Son olarak üniter devletlerde resmi dil de birdir. Ülkenin muhtelif yerlerinde fiilen farklı diller konuşulabilir ancak bunlar resmi dil niteliği taşımaz. Yasama, yürütme, yargı organları da işlemlerini sadece bu resmi dilde yaparlar.
Üniter devlet örnekleri: Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Portekiz, Yunanistan, Türkiye


20 Kasım 2018 Salı

Seçim Sistemleri


Seçim sistemleri oyların vekilliklere yansıması için kullanılan teknik usullerdir. Siyasi partilerin bir seçim bölgesinde almış oldukları oyun kaç milletvekili çıkaracağını gösterir. Bunun için çeşitli yöntemler benimsenmiştir.  Bu yöntemler Çoğunluk sistemi ve Nispi Temsil sistemi altında incelenir.
ÇOĞUNLUK SİSTEMİ
Bir seçim bölgesinde en çok oy alan parti o bölgenin tüm milletvekillerini alır. Görüldüğü üzere basit bir mantığa sahiptir. 
Dar Bölge ve Listeli Çoğunluk sistemi olmak üzere ikiye ayrılır.
Dar Bölgeli Çoğunluk Sistemi: Bu sistemde her seçim çevresi tek bir milletvekiline sahiptir. Bu yüzden Tek İsimli Çoğunluk sistemi de denir.  Buna göre seçim çevresinde en çok oya sahip olan aday vekil seçilir.  Bir başka deyişle adayın milletvekili olabilmesi için geçerli oyların salt çoğunluğunu almış olması gerekir.  Bu sistemin avantajlı tarafı yeni seçilen parlamentoda çoğunluğun oluşmasına imkan veriyor olmasıdır.

Listeli Çoğunluk Sistemi: Burada da ülke seçim bölgelerine bölünür ancak bu sefer bölgeler birden fazla vekile sahiptir. Partiler o bölgenin çıkaracağı vekil sayısında listelerini hazırlayıp aday gösterirler. Seçmen istediği partinin listesine oy verir. En çok oyu alan parti o bölgenin milletvekillerinin hepsini kazanır.
Bu sistem 1946-1960 yılları arasında Türkiye’de uygulanmıştır.  O dönem oyların %56’sını alan Demokrat Parti parlamentonun %93’üne sahip olmuştur. Bu sistem her ne kadar güçlü ve istikrarlı hükumetler çıkarsa da adaletsiz olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir.

NİSPİ TEMSİL SİSTEMİ
            Bu sistem her partinin aldığı oy oranında vekil çıkarmasını öngörür. Mantıken bu sistem en az iki milletvekiline sahip yerlere uygulanır. Tek vekil çıkaran yerler çoğunluk sistemine tabidir. Yine mantıken Nispi Temsil listeli bir seçim usulüdür.
Nispi Temsil genelde seçim çevresi düzeyinde uygulanır. İstisnai olarak ulusal düzeyde uygulama alanı bulmuştur. Buna göre tüm ülke tek bir seçim çevresiymiş gibi kabul edilerek nispi temsil ulusal düzeyde uygulanmış olur. Buna tam nispi temsil denir.
Seçim çevresi düzeyinde uygulandığında ise her parti o bölgenin çıkaracağı vekil sayısına göre listesini hazırlayıp aday gösterir. Partiler aldıkları oy oranında parlamentoda koltuğa sahip olurlar.
Bunun için bazı usuller geliştirilmiştir.

En Büyük Artık Usulü: 10 vekil çıkaracak bir seçim çevresinde 800.000 seçmen olsun. Öncelikle seçmen sayısı vekil sayısına bölünür. Çıkan sonuç seçim kotasıdır. Buna göre seçim kotası 80.000’dir. Seçim sonucunda ise;
A partisi 110.000   B Partisi 280.000   C partisi 355.000   D partisi 55.000 oy alsın.
Buna göre A partisi 1, B partisi 3, C partisi de 4 milletvekiline sahipken D’nin vekili yoktur. Ancak 40.000 oy artık, 2 koltuk boş kalmıştır. Bu durumda partiler artık oylarına göre sıralanır. En büyük artık oya sahip olan D ondan sonra ise B’dir. Öyleyse kalan 2 boşluğu D ve B dolduracaktır.

En Kuvvetli Ortalama Usulü: Yukarıdaki seçim bölgesi için geçerli olan kaideler burada da geçerli olsun. İlk durumda A bir tane B 3 tane C 4 tane vekil çıkarmıştı. Bunlara bir eklenir ve alınan oy sayısına bölünür.
A partisi 110.000/2=55.000            B partisi 280.000/4=70.000  
C partisi 355.000/5=71.000            D partisi 55.000/1=55.000
Yine çıkan sonuçlar büyükten küçüğe doğru sıralanır. En büyük sonuca sahip C ve B birer vekil daha kazanır. Görüldüğü gibi bu usul büyük partilere avantaj sağlamaktadır.
Uygulandığı ülkeler: İsrail ve Avusturya

Milli Bakiye Usulü: En Büyük Artık ve En Kuvvetli Ortalama usullerinde artık oylar seçim çevresinde paylaştırılırken Milli Bakiye usulünde ulusal düzeyde paylaştırılır.
Yurt genelindeki artık oy toplamı artık vekil toplamına bölünür. Çıkan bu sonuç ulusal seçim kotasıdır. Sonra her partinin artık oyu bu kotaya bölünür. Böylece her partinin ulusal artıktan ne kadar milletvekili kazanacağı bulunmuş olur.
Bu sistem sayesinde küçük sayılabilecek partiler de milletvekili çıkarabilir. Nitekim 1965 genel seçimlerinde Türkiye’de uygulanan bu usule göre en az oy alan (208.696 oy) Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi 11 milletvekili çıkarmıştır.

D’Hondt Usulü: 1878 yılında Belçikalı Victor D’Hondt’un geliştirdiği bu sistem hala adıyla anılmaktadır. Bu sistem artık oy ve boşta koltuk bırakmaz. Seçim kotası da yoktur. Sistem şöyledir:
100.000 seçmene ve 5 milletvekiline sahip bir bölge olduğunu varsayalım.
A partisi 36.000   B partisi 30.000   C partisi 24.000   D partisi 10.000 oy alsın.
Partilerin aldıkları oy sayıları 5’e kadar bölünür. (Milletvekili sayısı 5 olduğu için 5’e kadar bölünür.)

1’e bölme
2’e bölme
3’e bölme
4’e bölme
5’e bölme
A Partisi
36.000
18.000
12.000
9.000
7200
B Partisi
30.000
15.000
10.000
7.500
6.000
C Partisi
24.000
12.000
8.000
6.000
4.800
D Partisi
10.000
5.000
3.333
2500
2000
En büyük beş rakam tabloda belirtilmiştir. Buna göre A partisi 2, B partisi 2 ve C partisi 1 milletvekili çıkarmış olacaktır.

14 Kasım 2018 Çarşamba

İleri Sürülebileceği Çevre Bakımından Haklar

     Hak sahibinin hakkını ileri sürebileceği çevre açısından haklar ikiye ayrılır. Bunlar mutlak haklar ve nısbi haklardır. Nısbi haklar da kendi içinde ikiye ayrılır.


Mutlak Haklar
Bu tür haklar hak sahibinin herkese karşı ileri sürebileceği haklardır. Yani bu haklar muayyen bir kişiye karşı mevcut olan ve sadece ona karşı ileri sürülebilen haklar değildir. Herkes bu haklara saygı duymak, bu hakları ihmal etmemek durumundadır.
Ayni haklar, kişilik hakkı, velayet hakkı bu hakkın en iyi örnekleridir.


Nısbi Haklar
Nısbi haklar ise hukuki bir ilişkinin muhatapları arasında veya sadece belli bir kişiye karşı ileri sürülebilen haklardır. Bu haklara uymakla yükümlü kişiler kendisine karşı hak ileri sürülebilen kişilerdir.
Nısbi hakların en güzel örneği Alacak hakkıdır. Alacaklı borcun ifasını sadece karşı taraftan isteyebilir. Borçlu da alacaklının bu hakkına riayet etmek durumundadır.
Nısbi haklar kendi içinde ikiye ayrılır.

1)Alelade Nısbi Haklar: Bunlar bildiğimiz sıradan nısbi haklardır. A ile B arasındaki kira sözleşmesine dayalı olarak olarak tesis edilen alacak hakkı böyledir. Malik A'nın B'den kira bedelini istemesi ve B'nin buna karşılık evde ikamet etmesi nısbi hak niteliğindedir. Her iki taraf da alacağını karşısındakinden isteyebilir.
Aslında nısbi hakların çoğu alelade nısbi haklardır.

2)Etkisi Güçlendirilmiş Nısbi Haklar: Bunlar tapu siciline şerh düşülmesi ile tanınan nısbi haklardır. Kanun bu sayede hakkın ileri sürülebileceği çevreyi genişleterek bir nevi hakkı güçlendirmiştir. Hak-kın etki alanı genişlemiştir ancak hala nısbi haktır, mutlak hak olarak değerlendirilemez.
Bu yüzden bu haklara şerhedilebilir nısbi haklar da denir.
Şerh verilebilecek haklar kanunda öngörülmüştür. Bunların dışında kalan haklarda şerh söz konusu değildir. Sınırlı sayıdaki bu haklar başlıca şu şekildedir:
Sözleşmeden doğan şüf'a, iştira, vefa hakları, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine bağlı inşaat hakkı, rehinli alacaklının boş dereceye ilerleme hakkı vb.

Örnek Olay
A'nın maliki olduğu evde B ikamet etmektedir. Yapılan kira sözleşmesinde tapu siciline şerh düşülmüş ve nısbi hakkın etkisi güçlendirilmiştir. Bir süre sonra acil paraya ihtiyacı olan A evi C'ye satmak zorunda kalmıştır. C ise Almanya'dan oğlunun geleceğini ve bu eve yerleşeceğini belirterek kira sözleşmesi devam etmesine rağmen B'nin evi boşaltmasını istemiştir. Bu durumda B hakkını C'ye karşı ileri sürebilir ve evde oturmaya devam edebilir. Ancak hakkını sadece C'ye karşı ileri sürebilir. 
Görüldüğü üzere ortada kira sözleşmesinden kaynaklı bir alacak hakkı söz konusudur. Normalde B hakkını sadece A'ya karşı ileri sürebilecekken şerh mekanizması sayesinde alacak hakkında taraf olmayan C'ye karşı da ileri sürebilmektedir. Yani B'nin sahip olduğu nısbi hakkın etkisi güçlendirilmiş fakat mutlak hak olmamıştır.   
 

13 Kasım 2018 Salı

Yenilik Doğuran Haklar

     Yenilik doğuran haklar sonucunda yeni bir hukuki ilişki kurulabilir, mevcut olan hukuki işlem değişebilir ya da sona erebilir. Bu hakların bir kısmı doğrudan karşı tarafa bazıları da resmi bir makama başvurularak kullanılır. Bu haklar şarta bağlanamaz, zaman aşımına uğramaz, usulüne uygun kullanıldıktan sonra sona erer ve ortaya bir sonuç çıktığında bundan geri dönülemez. 
Yenilik doğuran hakları yöneldiği sonuç itibariyle üç grupta ele alınır:

1)Kurucu Yenilik Doğuran Haklar
Bunlar hakkın kullanılması neticesinde yeni bir hukuki ilişkinin ortaya çıkmasını sağlar. Bunlara örnek olarak iştira (alım), şuf'a (önalım) ve vefa (gerialım) örnek verilebilir.

2)Değiştirici Yenilik Doğuran Haklar
Önceden var olan hukuki ilişkide hakkın kullanılmasıyla bir değişiklik meydana gelir. Seçimlik borçlarda seçim hakkı bu tür haklara örnek teşkil edebilir.

3)Bozucu Yenilik Değiştiren Haklar
Bunların kullanımı sonucunda mevcut bir hukuki ilişki sona erer. Bir kimsenin vekilini azletme hakkı veya bağlı olduğu hizmet sözleşmesini feshetme hakkı örnek gösterilebilir.

12 Kasım 2018 Pazartesi

Hukukta Boşluk

     Yazılı hukuk kuralları ancak belli bir zaman dilimi içerisindeki ihtiyaçlara cevap vereceği için hiçbir yasa bütünlük iddiasında değildir. Bu durumda hukukta boşluk ortaya çıkar.
Hukuki boşluk, hukukun kapsamı içindeki bir duruma yasaların, örf-adet kurallarının ya da diğer hukuk kaynaklarının cevap vermemiş veya verememiş olmasıdır. Bu durumda hakim TMK 1. madde gereği yasa koyucu gibi davranır. Çünkü anayasanın 36. maddesi hakim davadan çekilemez. Önüne gelen vakayı çözüme kavuşturmak zorundadır.
Not: Anayasa hukukunda boşluk söz konusu değildir.

TMK Madde 1 - Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. 
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. 
Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.
T.C. Anayasası Madde 36- Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. 
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Boşluk Kural İçi ve Kural Dışı olmak üzere ikiye ayrılır.

Kural İçi Boşluk
Yasa koyucunun bilerek, eksikliğin farkında olarak bıraktığı boşluklardır. Burada bilinçli susma ile arasındaki farkı belirtmek gerekir. Bilinçli susmalarda yasa koyucu meseleyi üstü kapalı olarak çözer. Örneğin MK madde 129 aralarında belirttiği şekilde akrabalık olanların evlenmesini yasaklamıştır. Bu kişilerin dışında kalanlar evlenebilir. Burada boşluktan söz edilemez çünkü kanun meseleyi açık bir şekilde olmasa da çözmüştür.  
Kural içi boşluklar üç şekilde yapılabilir. 
1)Atıflar Yoluyla Kural İçi Boşluk: Kanun maddesinin bir başka kanun maddesini atıfta bulunarak kabul etmesidir.
2)Genel İfadeler Yoluyla Kural İçi Boşluk: Yasa koyucu kanunu çok genel ifadeler ile oluşturmuştur. Öyle ki bu tür normlar kesin hüküm içermemektedir. 
3)Tanımlamalar Yoluyla Kural İçi Boşluk: Madde de belirtilen kavramın tanımı yapılmadığında da kanunda boşluk ortaya çıkar.
Kural Dışı Boşluk   
Yasa koyucunun arzusunun dışında oluşmuş boşluklardır. Yasa koyucu ihmalkar davranmış olabilir veya hukuki mesele yasa koyulduktan sonra ortaya çıkmıştır. Yasa koyucu bunu öngöremeyeceği için o madde yetersiz kalır ve boşluk oluşur.  
Kural Dışı boşluklar ikiye ayrılır.
1)Gerçek Boşluk: Yasada olaya dair uygulanabilecek herhangi bir kural bulunmuyorsa gerçek boşluktur.
2)Gerçek Olmayan Boşluk: Yasada o konuyla ilgili hüküm vardır ancak tatmin edici değildir, ayrı bir düzenleme gerekir. Bu durum Gerçek Olmayan boşluk olarak anılır.

9 Kasım 2018 Cuma

Devlet Kavramı

Devlet belirli bir kara parçası üzerinde egemenlik kurmuş olan bir insan topluluğunun oluşturduğu varlıktır. Burada özellikle toprak,insan,egemenlik adlı üç unsurdan bahsedilmelidir. Üçünden biri eksik olursa devlet olmaz.
Peki devlet nasıl ortaya çıktı? Bu hep üzerinde durulan bir konu olmuştur. Devletin kökeni hakkında çeşitli teoriler ortaya atılmıştır.

  1. Aile Teorisi: Aileler gelişerek gensleri, gensler birleşerek tribüleri, tribüler birleşerek devleti meydana getirmiştir. Yani devletin temeli ailedir. Diğer yandan aile teorisi devletin gücünü ataerkil toplumlardaki babaya benzetir. Burada baba devlet başkanıdır. Aile efradı nasıl babaya itaat etmek durumundaysa halk da idarecisine karşı aynı şekilde itaat etmelidir.Roma devleti ve Osmanlı imparatorluğu bu tanıma uysalar bile modern devletler için böyle bir durum söz konusu değildir.
  2. Biyolojik Teori: Organizmacı teori de denir. Buna göre devlet canlı bir organizmadır. Diğer canlılar gibi devlet de doğar,gelişir,büyür ve ölür. Yani bu teori insan ile devlet arasında bir ayniyet olduğunu iddia eder. Ancak insan öldüğünde uzuvları da ölür fakat devletin için bu böyle değildir. Yıkılan bir devletin halkı yeni bir devlet kurabilir. Savunucuları Platon,Johann Kaspar Bluntschli ve Herbert Spencer'dir.                        
  3. Kuvvet Teorisi: Devlet güçlüler ile zayıflar arasındaki mücadeleden doğar. Bu devlet aynı zamanda bir baskı teşkilatıdır ki güçlüler zayıfları sömürebilsin. Franz Oppenheimer'e göre devlet kaynağını güç ve yağmada bulur. Şöyle ki gasp edenlerin ve yağmalayanların bu işlere devam etmesi için baskı oluşturacak bir örgüte ihtiyaç vardır bu da devlettir.Herakleitos ve Léon Duguit temsilcileri arasında gösterilebilir.
  4. Ekonomik Teori: Ekonomik olaylar insanlara etki eder, sosyal ve siyasi olaylara hakim olur. Bunun sonucunda da devlet ortaya çıkar. Bu teorinin en önemli savunucusu Karl Marx'a göre dünyaya yön veren ekonomik çıkarlardır. Ayrıca tarih de çıkarların savaşımı tarihidir. Marksist teoriye göre kurumlar arasında alt ve üst ayrımı vardır. Alt yapı üretim şekillerinden müteşekkil olmuşken üst yapı devlet,hukuku,kültür vs. dir. Alt yapı üst yapıyı tayin eder. Görüldüğü üzere devlet de alt yapının iradesidir. Bir başka deyişle üretim araçlarına sahip olan iktidarın da sahibidir. (Tabii bu Marksist teorinin çok basit bir ifadesi.)
  5. Sosyal Sözleşme Teorisi: Thomas Hobbes, John Locke, ve Jean-Jacques Rousseau'nın savunucuları olduğu teoridir. Buna göre devlet insan aklının ve iradesinin bir ürünüdür. Şöyle ki insanlar önceden tabiat hali denilen bir dönemde yaşıyorlardı. Sonra bir şey oldu ve bu halden çıkmak istediler. Bunu yaparken bir antlaşma yaptılar, bu antlaşmaya sosyal sözleşme denir.                                                                                                                
Thomas Hobbes: Hobbes'e göre bu tabiat halinde sürekli bir savaş ve kaos ortamı hakimdi. Bundan bıkan insanlar barışı sağlamak için özgürlüklerini Leviathan'a (efsanevi deniz canavarı, ejderha olduğu da ifade edilir.) devrettiler. Artık onların üstünde bir güç vardı, kaosu sona erdirmek yükümlüydü ancak bağımsızlıkları da kısıtlıyordu.  

John Locke: Locke'e göre bu doğa halinde savaş değil bilakis barış ve huzur vardı. Ancak suçları cezalandıracak bir otorite yoktu bu da barış ortamını tehlikeye atıyordu. O yüzden insanlar sosyal bir sözleşme yaparak üstün ve ortak bir otorite kurdular. Ancak bu otorite suç işlemedikçe insana karışamazdı. Bu yüzden Locke'de liberal, özgürlükçü bir anlayış hakimdir.                    
Jean-Jacques Rousseau: Locke gibi Rousseau da önceden savaş değil barış olduğunu ileri sürer. Ancak zamanla eşitliğin bozulmasıyla barış ortamı yerini kaosa bırakmıştır. Buna bir son vermek isteyen bir araya  gelerek sosyal bir sözleşme yapmışlardır. Bu sözleşme sonucunda ortaya çıkan heyet devlettir. Heyetin idaresi genel iradedir.  

Sınırlı Ayni Haklar Nelerdir?

Sınırlı Ayni Haklar
Bir ayni hakkın eşya üzerinde sağladığı hak sınırlı ise sınırlı ayni haktan bahsedilir. Kendi içinde gruplara ayrılır.
https://essizhukuknotlari.blogspot.com/
Sınırlı Ayni Haklar Tablosu


İrtifak Hakları
Hak sahibine mal üzerinde kullanma ve faydalanma yetkisi veren haklardır. Hak sahibi maldan aktif şekilde kullanıyorsa olumlu, malikin yetkilerini sınırlandırmak için kullanıyorsa olumsuzdur.
Verdikleri yetkiye göre irtifak hakları çeşitlidir.
İntifa Hakkı:Bir malı kullanma ve semerelerinden yararlanma hakkı tanıyan irtifak hakkıdır. İntifa hakkının mülkiyete yakın yetki sağladığı söylenebilir.
Örneğin A'nın maliki olduğu bir mülk üzerinde B intifa hakkı sahibi olsun. Malik A'dır ama sadece tüketim yetkisine sahiptir yani onun da yetkileri sınırlandırılmıştır. Bu sebeple üzerinde intifa tesis edilmiş mülkiyete çıplak veya kuru mülkiyet denir.
Sükna Hakkı: Kişiye bir evde ya da bölümünde oturma imkanı sağlayan haklardır. Kira değildir. Kira sözleşmesi Alacak hakkıdır ancak Sükna hakkı Ayni bir haktır dolayısıyla Kira sözleşmesinden güçlüdür.
İntifa ve sükna hakları şahısla kaimdir yani şahsa bağlıdır. Bu haklar devredilemez ve varislere miras olarak bırakılamaz.
Üst Hakkı: Hak sahibine başka bir kişinin maliki olduğu arazi altında veya üstünde bir yapı inşa edip bu yapı üzerinde hak sahibi olma yetkisi sağlayan haklardır.
Kaynak Hakkı: Mülkiyeti bir başkasının elinde olan bir arazideki kaynaktan yararlanma yetkisi verir.
Diğer İrtifaklar: Geçit irtifakı örnek verilebilir. Geçit irtifakı başkasına ait bir taşınmazdan geçme yetkisi almak için tesis edilir. 
Rehin Hakları
Öncelikle belirtilmelidir ki rehin hakları hak sahibinin alacağını temin etmek içindir. Borçlu borcunu ödemezse alıcı malı cebri icra yoluyla sattırabilir. Bu satıştan elde edilen gelirle de alacağını tahsil eder.
Rehin hakları alacağın mukadderatına tabidir. Yani alacak hakkı sona ermedikçe rehin hakkı da sona ermez. Veya alacak bir başkasına temlik edildiğinde rehin hakkı yeni alacaklıya geçer. 
Taşınmaz Yükü
Bir taşınmaz malikinin mülkü dolayısıyla o taşınmaza karşılık teşkil etmek üzere bir başka kişiye bir şey verme veya bir şey yapma zorunluluğu altına girmesidir. Kısaca kişi mala malik olduğu için borçla yükümlü tutulmuştur. Bu yüzden eşyaya bağlı borç ilişkisi söz konusudur.
Örneğin Ali amcanın Bursa'da şeftali bahçesi olsun. Oraya yeni kurulan bir fabrikayla anlaşsın ve her yıl 100 ton şeftali göndereceğini taahhüt etsin. Ali amca bu tasarrufu yerine getiremediği takdirde fabrika sahibi bahçeyi sattırabilir. Bir nevi teminat söz konusudur. Alacak ve rehin haklarının yansımaları görülebilir.