5 Ocak 2019 Cumartesi

Türkiye'de Anayasal Yargı

Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin kuruluşu 1961 anayasasına dayanır. Bu anayasa kanunların denetimi hakkında kapsamlı hüküm barındırır. 1982 anayasası da anayasal yargı denetimine yer vermiştir ancak bazı değişiklikler yapmıştır. Örneğin 1961 anayasası istisnai hallerde genel mahkemelere de kanunların denetim yetkisini verirken 1982 anayasası bunu kaldırmış ve Anayasa Mahkemesi tek yetkili olmuştur.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
2010 ve 2017 anayasa değişiklikleri öncesi Anayasa mahkemesi 11 asıl 4 yedek üyeden oluşurken değişikliklerle yedek üyelik kaldırılmıştır. Ayrıca Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırıldığı için bunlardan üye seçimine son verilmiştir. Ancak Anayasa Değişikliği kanununun geçici maddesi gereğince bu mahkemelerden seçilmiş üyeler görev süreleri doluncaya kadar görevde kalacaktır.
Anayasanın 146. Maddesine göre 3 üyeyi TBMM, 12 üyeyi ise cumhurbaşkanı seçecektir.

Madde 146- Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dahil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile dört yıl için bir Başkan ve iki başkanvekili seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.

Seçilen üyelerin görev süreleri ve üyeliklerinin sona ermesi 147. maddede düzenlemiştir. Buna göre üyelerin görev süreleri 12 yıldır ve bir kez seçilen bir daha seçilemez. 65 yaşına gelince emekli olurlar.

 Anayasa Mahkemesinin Görev ve Yetkileri
Madde 148- Anayasa Mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.
Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanını, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını, Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılar. Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divanda yargılanırlar.

Madde 85- Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine 84 üncü maddenin birinci, üçüncü veya dördüncü fıkralarına göre karar verilmiş olması hallerinde, Meclis Genel Kurulu kararının alındığı tarihten başlayarak yedi gün içerisinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın, Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içerisinde kesin karara bağlar.

Madde 158- Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin nitelikleri ve seçimleri ile işleyişi kanunla düzenlenir. Bu mahkemenin Başkanlığını Anayasa Mahkemesince, kendi üyeleri arasından görevlendirilen üye yapar.

Madde 69- Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar. Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.
Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.

Siyasi partilerin kapatılması ile ilgili şu da ilginç bir noktadır: TBMM Araştırma Merkezinin hazırlamış olduğu rapora göre Avrupa’da 1943’den bu yana Almanya’da 3 İspanya’da 1 parti kapatılmıştır. Türkiye’de ise 1961 anayasası ile kurulan Anayasa Mahkemesi 24 parti kapatmıştır. (TBMM Araştırma Merkezi, 2006)


Kaynakça

TBMM Araştırma Merkezi. (2006). 45 Yılda 24 Parti Kapatıldı. Ankara.


4 Ocak 2019 Cuma

Anayasa Yargısı


     Anayasaya yargısı deyince yasama faaliyetlerinin anayasaya uygunluğunun yargı organları tarafından denetlenmesi akla gelir. Ancak bu iş için oluşturulmuş mahkemelerin başka görevleri de vardır. O yüzden anayasa yargısının anlamını bu şekilde daraltmak doğru olmaz.
Anayasa yargısı anayasaya uygunluğu tesis etmek amacıyla yapılan her türlü yargı işlemi olarak tanımlanabilir.
Yasama faaliyetlerini denetlemek için önce yazılı ve sert bir anayasa olmalıdır ki kanunlardan daha üstün bir hukuk normu olsun ve onları denetleyebilsin. Bu yüzden anayasa yargısı hukuk devletinin en son basamağıdır.
Bu yargılama sistemi ilk defa Amerika’da görülmüştür. Federal yüksek mahkeme 1803 tarihli Marbury-Madison davasının yargısal denetimini gerçekleştirerek bir ilke imza atmıştır. Ancak görüldüğü üzere burada bu işi anayasa mahkemesi gibi özel bir yargı organı değil yüksek mahkeme yapmıştır. Anayasa mahkemesinin ortaya çıkışı 1920 tarihinde Avusturyada görülür.  O yüzden anayasa yargısı modelleri Amerika ve Avusturya (Daha çok Avrupa modeli olarak anılır) olmak üzere ikiye ayrılır.
Anayasaya uygunluk denetimi zamanına, kapsamına ve şekline göre farklı isimlerle anılır.

Zamanına göre yargısal denetim
A.      A Priori Denetim
Önleyici denetim olarak da geçer. Kanunun resmi olarak yayınlanıp yürürlüğe girmesinden önce yapılan denetimdir. Kanun yasama organı tarafından kabul edilmiştir ancak resmi gazetede yayınlanmamıştır. Belli bir süre içinde yetkili kişiler anayasa denetimini başlatır. Kanun yayınlanmadan önce anayasaya uygunluğu tespit edilmiş olur ve ona göre iptal edilir. Ancak yürürlüğe girmiş bir kanun hakkında yargı işlemi yapılamaz.

B.      A Posteriori Denetim
Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra yapılan denetimdir. Düzeltici denetim de denir. Böylelikle çıkarılan kanun sosyal hayatta ne tür değişiklikler yapacak ya da yapacak mı görülmüş olur. Ayrıca burada anayasaya aykırılığı sınırlı sayıdaki yetkili kişi değil herkes ileri sürebilir.

Kapsamına göre yargısal denetim:
A)     Şekil Bakımından Denetim
Anayasaya uygunluk denetimleri yapılırken önce şeklen denetim yapılır. Şeklen denetimde çıkarılan normların anayasada belirtilen usuller çerçevesinde çıkarılıp çıkarılmadığı incelenir. Ayrıca yetki unsuru da bu denetimin kapsamındadır. Yani normlar yetkili organlar tarafından mı çıkarılmış buna bakılır. Çünkü yetki unsurundaki herhangi bir eksiklik normu şekil bakımdan sakat kılar.

B)     Esas Bakımından Denetim
İşlem sakat değilse yani normda şekil bakımından bir eksiklik yoksa bu sefer içeriğine inilir. Normun içeriği anayasa ile çatışıyor mu buna bakılır. Çıkarılan bir norm konu, amaç, sebep bakımından anayasaya aykırı olabilir.

Şekillerine göre yargısal denetim:
A.      Soyut Norm Denetimi
Anayasa ile yetkilendirilmiş organların yasama organının yeni çıkarmış olduğu bir kanun hakkında anayasal denetim başlatmasıdır. Kanun henüz yürürlükte olmadığı için somut bir uygulama alanı bulamamıştır. Hükmün anayasaya aykırı olduğunu ileri sürenler bunu soyut olarak yaparlar. O yüzden soyut norm denetimi adını almıştır. Gerek 1961 gerekse 1982 anayasalarında bu denetim şekli iptal davası olarak geçer.

B.      Somut Norm Denetimi
İtiraz veya def’i yolu da denir. Davada uygulanacak hukuk normu hakkında davaya taraf olan herkesin her zaman başvurabileceği denetim yoludur. İtirazı taraflar değil bizzat mahkeme de yapabilir. Normun anayasaya aykırı olduğu kanısına varılırsa dava o aşamada durdurulur ve anayasa mahkemesine başvurulur. Bunun sonucunda verilen karar ise inter partes yani taraflar arasında etkiye haizdir.

Anayasa Yargısı Modelleri 

Hollanda’da ise anayasa yargısı yoktur. 2002 tarihli Hollanda Krallığı anayasası hakimlerin kanunların anayasaya uygunluğunu denetlemeyeceğini açıkça belirtmiştir.

Hollanda anayasası madde 120- Kanunların ve uluslararası antlaşmaların anayasaya uygunluğu mahkemeler tarafından denetlenemez.

1 Ocak 2019 Salı

Roma Cumhuriyet Döneminde Magistralıklar


      Cumhuriyet döneminde Krallık devrindeki Rex’in yetkilerini kullanmak üzere magistralık makamları kurulmuştur. Hatta bazı magistralar devlet iktidarını fiilen elinde bulundurma yetkisine sahiptirler. Bunlar düzeni sağlamak, kanun teklif etmek, meclisleri toplantıya çağırmak, orduyu komuta etmek ve cezalandırma yetkilerine haizdirler. Bu yetkiye Imperium denir. Görüldüğü üzere yasama, yürütme, yargı faaliyetlerini bu yetkiye sahip makamlar kullanmaktadır. Ancak bu yetki sınırlı sayıda magistraya verilmiştir.
Imperium yetkisine sahip olanlar:

A.  Consul
Cumhuriyet devrindeki monarşik unsur consul ile görülür. Her yıl Comitia görev süreleri bir yıl ile sınırlı olmak koşuluyla iki consul seçer. Bunlar devlet işlerini yürütürler. Ne Comitia’ya ne de Senatus’a karşı sorumlu değildirler. Ancak birinin aldığı kararı diğeri veto edebilir.
Zamanla bu magistraların yükünü azaltmak amacıyla yeni magistralıklar ihdas edilmiştir. Bu aynı zamanda monarşi unsurlarının zayıflamasına da yol açmıştır.

B.  Praetor
Consul’den sonraki en önemli magistradır. Bunların görevi hukuk düzeni ile ilgilenmekti. Bu sayede özel hukuk konusundaki uyuşmazlıklara praetor bakar oldu. Zaten Roma hukuku daha çok özel hukuk üzerine olduğu için bunların yargı erkini tek başlarına kullandıkları söylenebilir. Bunlar diyoruz çünkü şehir ve yabancılar için iki ayrı praetor vardı. Şehir praetoruna Praetor Urbanus, yabancılar praetoruna Praetor Peregrinus denirdi.
Praetorlar hâkimlerden üstündür ancak bir temyiz mercii değildir. Çünkü hâkimlerin kararı kesindir, değişmez. Bu uzunca bir süre böyle devam etmiştir.

C.  Dictator
Bu, olağanüstü dönem magistrasıdır. İçeride bir karışıklık ya da dışarıdan bir tehdit olduğunda bir consul diğerini dictator tayin eder. O da başta askeri olmak üzere adli ve idari yetkileri kullanır. Verdiği kararlar consul tarafından veto edilemez.

Imperium yetkisine sahip olmayanlar:

A)  Censor
Bunlar Roma’nın zabıtası gibidir. Halkı mali ve ahlaki açıdan denetlerler. Bunlar da iki kişidirler. Ayrıca nüfus sayımı yaparlar. Bu sayımlar esnasında kişilere vurdukları kötü damga o kişilerin itibar kaybetmesine neden olur. Bundan sonra o kişiler infamis (şerefsiz) olarak anılırlar.

B)  Quaestor
Bunlar Censor’un yardımcısı gibi çalışırlar. Hazineyi idare ederek devletin maliyesini kontrol ederler. Vergi ve para cezalarını toplarlar.

C)  Aedilis Curulis
Bunlar sokakta hukuk düzeninin sağlanması ile görevlidir. Alım-satım işlerini gözler ve Roma için iaşe temin ederler. Sportif faaliyetlerin düzenlenmesinde de bunlar görev alır.

31 Aralık 2018 Pazartesi

Roma Devletinin Siyasi Devirleri


Roma’da siyasi tarihin başlangıcı Roma şehrinin kuruluşu olan M.Ö. 753 kabul edilir. Efsaneye göre Truva savaşında şehir düştükten sonra halka Aeneas isimli bir kahraman önderlik etmiştir. Onunla ilgili çok sayıda eser vardır. En meşhuru Vergilius’un Aeneis destanıdır.

Aeneas'ın Truva'dan çıkışını gösteren bir tablo. Sırtında babası ve yanında çocuğuyla beraber... Burada aslında bir mesaj verilmektedir. Bu üç kişi üç kuşağı temsil eder. Dün vardık, bugün varız, yarın da olacağız  anlamında...

Roma’nın Aeneas’ın soyundan geldiğine inanılan Romulus tarafından kurulduğu kabul edilir. Romulus’un bir de Remus isimli ikiz kardeşi vardır. Bu iki kardeşi doğduklarında dişi bir kurdun emzirdiği ifade edilir. Bunu tasvir eden heykellere Avrupa’nın çoğu yerinde rastlamak mümkün. Ayrıca Roma kulübünün armasında da bu tasvir yer almaktadır.

Roma Capitolini müzesinde bulunan bir heykel yandaki ise
A.S. Roma'nın arması. Orada da aynı tasvir yer alıyor.
 




Romulus’un bir şehir devleti olarak kurduğu Roma zamanla büyüyerek bir imparatorluk haline gelmiştir. Bu devlette zaman içinde farklı rejimler hüküm sürmüştür. Bu rejimler göz önüne alınarak Roma siyasi tarihi 4 devreye ayrılmıştır:

a)      Regnum (Krallık Devri)
b)      Res Publica (Cumhuriyet Devri)
c)       Principatus (İlk İmparatorluk Devri)
d)      Dominatus (Son İmparatorluk Devri)

İlk üç devirde özellikle Cumhuriyet döneminde siyasi makamların tertipli ve uyum içinde çalıştıkları görülmüştür. Zaten bu üç devir birbirine benzemektedir. Son dönem ise mutlakiyetçi anlayışa dayanır.

1.       Krallık Devri (M.Ö. 753-M.Ö. 510)
İlk devirlerde Roma rex adı verilen krallar tarafından yönetilmekteydi. Dini, siyasi, askeri güçleri elinde bulunduran kral ömür boyu hüküm sürerdi. Kralın yanında meşveret meclisi niteliğinde senatus bulunurdu. Bunun üyeleri gens adlı kabilelerden ve pater familiasların (aile reisi) arasından seçilirdi. Ayrıca bunlar ömür boyu görevde kalırlardı. Bunların yanı sıra bir de comitia isimli bir meclis vardır. Bu meclise tüm Roma halkı katılır. Bu sayede Roma halkı siyasi hayata katılmış oluyordu.

2.       Cumhuriyet Devri (M.Ö. 510-M.Ö.27)
M.Ö. 6. yüzyılın başlarında patricius ismi verilen soylu sınıf kralın mutlak idaresine son vermiştir. Kralın yerine bu sınıf siyasi hayata hâkim olmuştur. Bu yönden bakıldığında önceki rejimden farklı olmadığı söylenebilir. Ancak bu devirde demokratik unsurlar daha etkili hale gelmiştir.
Krallık devrinde tek bir magistra görülürken burada magistraların sayısı artmıştır. Senatus ve comitia meclisleri ise bu döneme intikal etmiştir.

3.       İlk İmparatorluk Devri (M.Ö.27- M.S. 284)
Bir süre daha kendi halinde devam eden Roma devleti komşuları ile yaptığı savaşları kazanıp güçlenmeye başlamıştır. Özellikle Kartaca ile yapılan Pön savaşları Roma için bir dönüm noktası olmuştur. Hızla büyüyen devlet imparatorluk haline gelmiştir. Ama bu gelişmeler iç karışıklıkları da beraberinde getirmiştir. Bu kargaşaya bir son vermek isteyen Caesar diktatör bir yönetim kursa da bir grup Romalı tarafından öldürülmüştür. Bu grubun içinde evlatlığı Brutus da vardır.
Karışıklıklar Caesar’ın yeğeni Octavianus’un Actium savaşını kazanmasıyla son buldu. Senatus da kendisine Augustus ünvanının verdi. Böylelikle İlk İmpratorluk devri de başlamış oldu.  
Bu devirde Cumhuriyet devri gelenekleri devam etmiştir ama Augustus devleti tek başına yönetmiştir.  Bu dönemde imparatora princep denir, halkın öncüsü anlamındadır. Yine de bu devrin özellikle ilk iki yüzyılı Roma’nın en parlak dönemidir. Bu iki asırlık döneme Pax Romana (Roma Barışı) denir.

4.       Son İmparatorluk Devri (M.S. 284- M.S. 565)
Bu devir Diocletianus ile başlar. Ayrıca bu devir mutlak monarşiye dayalıdır ki imparator dominus (efendi) olarak anılır. Tüm erkler ve yetkiler imparatorda toplanmıştır. Consistorium adlı bir kurul imparatora danışmanlık yapar. Senatus ise cismen vardı ancak tek işi imparatorun çıkardığı kanunları kabul etmekti. Halkın yönetime katılması ise söz konusu değildi çünkü halk imparatora itaat etmek zorundaydı.
395 yılında ülkenin Doğu ve Batı olarak ayrılmasından sonra Batı Roma pek fazla yaşamadı. 476 yılında Cermenler Batı Roma imparatorluğunu yıktı. Başkenti Constantinopolis Avrupa’nın en ihtişamlı şehirlerinden biri olmasına rağmen Doğu Roma imparatorluğu giderek yıpranıyordu. Nihayet 1453’de Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethederek imparatorluğa son verdi.  

29 Aralık 2018 Cumartesi

Olağanüstü Yönetim Biçimleri


       Olağanüstü yönetim biçimleri, devletin geçerli olan hukuk kurallarıyla baş edemeyeceği bir saldırı bir tehlike veya bir tehdit unsuruna karşı başvurduğu usullerdir. Bu usuller anayasalarda düzenlenir. Modern devletler buna ihtiyaç duymuşlardır.
Ohal yönetim usulleri anayasalarda düzenlenir ancak birde Olağanüstü Hal kanunu vardır. Olağan dışı bir durum söz konusu olduğunda bu kanun uygulanmaya başlanır, yürürlüğe girmez çünkü zaten yürürlüktedir.  Bu yüzden Ohal kanununa uykudadır diyebiliriz. Ne de olsa teşbihte hata olmaz.
Olağanüstü hal durumunda hangi hükümlerin uygulanacağı ve nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir. Ohal kapsamında anayasanın 15. maddesi gereği temel hak ve hürriyetler kısmen veya tamamen durdurulabilir. Bunların nasıl yapılacağı da ohal kanunu ile düzenlenir.
Anayasa madde 15-  Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Şunu da belirtmekte fayda var: Ohal kanunu Normlar Hiyerarşisi’nin dışındadır. Evet bir kanun statüsündedir ancak alttaki normlar ile arasında bir hiyerarşi yoktur. Yani bir yönetmelik Ohal kanununa aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilemez. Bunun yanı sıra olağanüstü hallerde çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile arasında bir hiyerarşi olduğu söylenebilir. Ohal kanunu çerçeve bir kanun olduğu için detaylı değildir ve söz konusu durumun ihtiyaçlarını karşılamayabilir. Bu da ancak cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile tamamlanır. Kararnameler sadece o dönemdeki ohal için geçerlidir. Ayrıca ohal kararnameleri anayasanın 148. maddesine göre yargısal denetime tabi değildir. Bu yönüyle ohal cbklarının ohal khklarına benzediği söylenebilir.

Anayasa madde 148- …  Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Olağanüstü yönetim biçimleri uluslararası metinlerde de yer alır. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ohal ilan etme kararlarının meşru olup olmadığını ve alınan tedbirlerin ohal için zorunlu olup olmadığını araştırır.
Şimdi olağanüstü yönetim biçimlerine bakalım. Olağanüstü yönetim biçimlerinin genel olarak 3 çeşidi vardır. Ama ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilir.
1.    Savaş Hali
Savaş kısaca devletlerin birbirleriyle girdikleri silahlı mücadele olarak tanımlanabilir. Hukuken bakıldığında temel hak ve hürriyetlerin en çok çiğnendiği, anayasal düzenin en fazla ihlal ediği usuldür. Bu durumlarda ilan edilecek olan savaş hali anayasalarda düzenlenir.

Anayasa madde 92- Milletlerarası hukukun meşrû saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.

2.   Sıkıyönetim Hali
Sıkıyönetim; ayaklanma, iç karışıklık gibi durumlarda ülkenin güvenliğinin sağlanması amacıyla güvenlik güçlerinin yardımıyla kurulan idaredir. Bu durumda bazı yetkiler askeri mercilere geçer. Türkiye’de sıkıyönetim hali 2017 itibariyle anayasadan çıkartılmıştır.

3.   Olağanüstü Hal
Sıkıyönetimin ilan edilmesini gerektirmeyen durumlarda ilan edilen usuldür. Örnek olarak; doğal afetler, salgın hastalıklar ve ağır ekonomik buhranlar gösterilebilir. Türkiye’de 119. madde uyarınca olağanüstü hal durumuna cumhurbaşkanı karar verir.

Anayasa madde 119- Cumhurbaşkanı; savaş, savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyete karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddî şekilde bozulması, tabiî afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması hallerinde yurdun tamamında veya bir bölgesinde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir.
Olağanüstü hal ilanı kararı, verildiği gün Resmî Gazetede yayımlanır ve aynı gün Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağırılır; Meclis gerekli gördüğü takdirde olağanüstü halin süresini kısaltabilir, uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir.
Cumhurbaşkanının talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir. Savaş hallerinde bu dört aylık süre aranmaz.
Olağanüstü hallerde vatandaşlar için getirilecek para, mal ve çalışma yükümlülükleri ile 15 inci maddedeki ilkeler doğrultusunda temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağı veya geçici olarak durdurulacağı, hangi hükümlerin uygulanacağı ve işlemlerin nasıl yürütüleceği kanunla düzenlenir.
Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, 104 üncü maddenin onyedinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen sınırlamalara tabi olmaksızın Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Kanun hükmündeki bu kararnameler Resmî Gazetede yayımlanır, aynı gün Meclis onayına sunulur.
Savaş ve mücbir sebeplerle Türkiye Büyük Millet Meclisinin toplanamaması hâli hariç olmak üzere; olağanüstü hal sırasında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri üç ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülür ve karara bağlanır. Aksi halde olağanüstü hallerde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kendiliğinden yürürlükten kalkar.